YENİKÖY TERMİK SANTRALİ ÇEVRE İZNİ DAVASINDA OLUMLU GELİŞME
Muğla’nın Milas ilçesinde bulunan Yeniköy Termik Santrali’nin çevre izninin iptali için açılan davada mahkemenin davayı ret kararı bir üst mahkemede bozuldu.
Yeniköy Termik Santrali 2019 yılı sonunda tamamlamış olması gereken çevre yatırımlarını yapmadığı halde, 2023 yılında çevre izni almıştı. Santrale 7 km mesafede yaşayan İkizköylüler çevre izninin hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği gerekçesi ile Muğla 2. İdare Mahkemesinde dava açmışlardı. Dava Temiz Hava Hakkı Platformu’nun hukuki ve teknik desteği ile yürütülüyor.
Davada ortaya çıkan belgeler santralin hava kalitesi standartlarına uymadığını, kül barajının mevzuata uygun olmadığını açıkça gösterdi. Ancak Muğla 2. İdare Mahkemesi, davada çok sayıda teknik belgenin incelenmesi gerektiği halde bilirkişi incelemesi yaptırmadan davayı reddetme yoluna gitmişti.
Üst mahkeme dört konuda verilen (hava emisyonu, atıksu deşarjı, gürültü kontrolü, düzenli depolama) çevre izin ve lisanslarının hukuka uygunluk kriterlerinin yerine getirilip getirilmediğinin tespit edilmesi, gerekirse bilirkişi incelemesi ve keşif yapılması için davanın yeniden görülmesine karar verdi. Dava Muğla 2. İdare Mehkemesi’nde yeniden görülecek.
Çevre izni olmayan ya da iptal edilen termik santrallerin çalıştırılması hukuken mümkün değil.
KIRIKLI KÖMÜR MADENİ DAVASINDA GÜZEL GELİŞME
Ankara’nın Gölbaşı ilçesi Kırıklı köyünde yapılması planlanan kömür madeni işletmesi hakkında yürütülen davada bilirkişi raporu olumlu geldi; ardından mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Kırıklı’da açılmak istenen kömür madeni işletmesi için Ankara Valiliği Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir kararı vermiş, bu kararı Kırıklı köyü halkı mahkemeye taşımıştı.
Mart 2025’te yapılan bilirkişi keşfinin ardından Haziran ayında verilen bilirkişi raporunda, bilirkişi heyeti kömür madeni işletmesinin Mogan-Eymir Havzasını, bölgedeki su varlıklarını, biyolojik çeşitliliği ve ekolojik dengeyi; başta Kırıklı köyü olmak üzere yakındaki yerleşim yerlerinde yaşayan halkın yaşamını olumsuz etkileme riski olduğu sonucuna ulaştı.
Bilirkişi raporuna dayanarak mahkeme de projenin devam etmesinin geri dönüşsüz ve telafisi güç zararlar doğuracağı gerekçesi ile ÇED gerekli değildir kararının yürütmesinin durdurulmasına karar verdi. Bu dava sonuçlanıncaya kadar projenin devam etmesinin engellendiği anlamına geliyor.
İKLİM KANUNU YÜRÜRLÜĞE GİRDİ
Türkiye’nin ilk İklim Kanunu 9 Temmuz 2025 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Üç yılı aşkın süredir İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından hazırlıkları sürdürülen İklim Kanunu teklifi Şubat 2025’te TBMM Çevre Komisyonuna sunulmuş, ardından Haziran ayında Meclis Genel Kurulunda görüşmeye açılmıştı.
Kamuoyunda kanun hakkında pek çok tartışma yürütüldü ve eleştiri yapıldı. İklim alanında çalışan sivil tolum örgütlerinin oluşturduğu İklim Ağı yasa yapım sürecindeki sorunlar yanında kanunun içeriğinde de ciddi eksikler olduğunu vurgularken, kanunun bu haliyle Türkiye’nin iklim kriziyle mücadelesinde kaçırılan tarihi bir fırsat olduğunu ifade etti.
Ekoloji örgütlerinin yürüttüğü Halkın İklim Kanunu kampanyasından yapılan açıklamada ise “(Kanun) iklim krizine karşı mücadeleyi değil, karbon ticareti ve piyasa mekanizmalarıyla doğanın metalaştırılmasını öngörmektedir” denildi.
Kanun metninin tamamına ulaşmak için tıklayınız.
DOĞAL VE TARIMSAL ALANLARDA ENERJİ VE MADEN YATIRIMLARINI KOLAYLAŞTIRAN TORBA YASA YAYINLANDI
Enerji ve maden projelerinde izin süreçlerini kolaylaştıran, kısaltan, şirketlere istisnalar tanımlayan düzenlemelerin olduğu “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 24 Temmuz 2025’te Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Çevre Kanunu, Maden Kanunu, Mera Kanunu, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun, Elektrik Piyasası Kanunu’nda doğrudan değişiklikler yapan kanun Zeytincilik Kanununa da dolaylı olarak müdahale ediyor.
Kanuna yönelik pek çok eleştiri var. ÇED süreçlerinin kısaltılması, şirketler için kolaylaştırılması ve ÇED uygulamalarının etkisiz hale getirilmesi; kömür madenciliği için zeytinliklerin yok edilmesinin önünün açılması; ormanların ve meraların yenilenebilir enerji projelerine daha kolay tahsisinin sağlanması bu eleştirilerin başlıca nedenleri.
Kanunun Anayasanın başta sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını düzenleyen 56. Maddesi ve ormanların korunması hakkındaki 169. Maddesi olmak üzere pek çok maddesini ihlal ettiği gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi’ne taşınması bekleniyor.
Kanun metninin tamamına ulaşmak için tıklayınız.
ULUSLARARASI ADALET DİVANI: İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VAROLUŞSAL BİR TEHDİTTİR
Uluslararası hukuk sistemindeki en üst mahkeme olan Uluslararası Adalet Divanı iklim değişikliğinin insanlık için varoluşsal bir tehdit olduğunu vurgulayan ve iklim krizi ile mücadelenin devletler için hukuki bir sorumluluk olduğunu ilan eden bir tavsiye görüşü yayınladı.
Uluslararası Adalet Divanı, çığır açan bir ilk olan görüşünde, devletlerin sera gazı emisyonlarını önlemek, insanları ve ekosistemleri iklim zararlarından korumak ve şimdiki ve gelecek nesillerin yaşam, sağlık, gıda, su ve temiz çevre haklarını korumak için bağlayıcı yasal yükümlülükleri olduğunu ilan etti. Bu görüş, iklim değişikliğinin sadece bir çevre krizi değil, aynı zamanda bir insan hakları ve adalet sorunu olduğunu ve eşitlik, ihtiyatlılık ve nesiller arası sorumluluk ilkeleri çerçevesinde acil ve işbirliğine dayalı küresel eylem gerektirdiğini açıkça ortaya koyuyor. Uzmanlara göre bu tavsiye niteliğindeki görüş, hiçbir hükümetin görmezden gelemeyeceği güçlü bir hukuki ve ahlaki emsal oluşturuyor.
Konu ile ilgili blog yazımızı okumak için tıklayınız.




Uluslararası hukuk sistemindeki en üst mahkeme olan Uluslararası Adalet Divanı iklim değişikliğinin insanlık için varoluşsal bir tehdit olduğunu vurgulayan ve iklim krizi ile mücadelenin devletler için hukuki bir sorumluluk olduğunu ilan eden bir tavsiye görüşü yayınladı.

